- info@emartturkiye.org
- Pzt- Cmt: 08.00 - 17:00
- Genç Yetenekleri Güçlendirme Vakfı

Resim yarışmalarında jüri neye dikkat eder? Özgünlükten kompozisyona, teknikten tema yorumuna kadar değerlendirme kriterlerini keşfedin ve hazırlanın.
Bir resmi yarışmaya göndermeden hemen önce insanın aklından aynı sorular geçebiliyor: “Acaba yeterince iyi mi?”, “Jüri ilk olarak neye bakacak?”, “Tekniğim mi daha önemli, fikrim mi?” Özellikle ilk kez bir resim yarışmasına katılıyorsanız bu belirsizlik, çalışmanın kendisinden daha yorucu hâle bile gelebilir.
Aslında resim yarışmalarında jüri değerlendirmesi tek bir “güzel resim” ölçüsüne dayanmaz. Yarışmanın amacı ve şartnamesi belirleyici olmakla birlikte; temaya uygunluk, özgünlük, yaratıcılık, kompozisyon, teknik yeterlilik ve eserin bıraktığı genel etki gibi pek çok unsur birlikte ele alınabilir.
Bence burada en önemli nokta şu: Jürinin neyi beğeneceğini tahmin etmeye çalışmak yerine, neden o resmi yaptığınızı ve bunu ne kadar güçlü anlatabildiğinizi düşünmek çok daha sağlıklı. Çünkü yarışmaya yüzlerce teknik açıdan başarılı eser gönderilebilir; akılda kalan eser ise çoğu zaman kendine ait bir sözü olan eserdir.
Her resim yarışmasının değerlendirme sistemi aynı değildir. Bazı yarışmalarda jüri üyelerine ayrıntılı bir puanlama cetveli verilirken bazılarında seçici kurul eserleri daha bütüncül bir sanat değerlendirmesiyle inceler. Bu nedenle internette gördüğünüz herhangi bir “jüri kriterleri listesi”ni değişmez bir formül gibi düşünmemek gerekir.
Farklı yarışmaların yayımladığı değerlendirme kriterlerine bakıldığında ise bazı başlıkların sık sık tekrarlandığı görülür: temanın yorumlanması, yaratıcılık ve özgünlük, kompozisyon, teknik uygulama ve eserin genel etkisi. Bu nedenle yarışmaya hazırlanırken sadece resmi bitirmeye değil, eserin bu farklı yönlerini birlikte değerlendirmeye çalışmak faydalıdır.
| Değerlendirme Alanı | Jürinin Bakabileceği Nokta | Kendinize Sorabileceğiniz Soru |
|---|---|---|
| Temaya uygunluk | Yarışma konusunun eserde nasıl yorumlandığı | Resmime bakan biri tema ile bağlantıyı kurabilir mi? |
| Özgünlük | Sanatçının kişisel bakış açısı | Bu fikir bana mı ait, yoksa çok tanıdık mı görünüyor? |
| Kompozisyon | Görsel öğelerin birbiriyle ilişkisi | Göz ilk olarak nereye gidiyor? |
| Yaratıcılık | Konunun farklı ve güçlü yorumlanması | Temaya başka bir açıdan bakabildim mi? |
| Teknik uygulama | Seçilen malzeme ve tekniğin kullanımı | Tekniğim anlatmak istediğim fikre hizmet ediyor mu? |
| Anlatım gücü | Eserin duygu ve düşünce aktarımı | Resim bittikten sonra izleyicide ne kalıyor? |
| Şartname | Başvuru ve eser koşullarına uygunluk | Tüm kuralları gerçekten kontrol ettim mi? |
Resim yarışmasına hazırlanırken teknik ayrıntılara dalıp en temel noktayı gözden kaçırmak şaşırtıcı derecede kolaydır: Yaptığınız eser gerçekten yarışmanın temasını anlatıyor mu?
Temaya uygunluk, konunun başlıktaki birkaç nesneyi resme yerleştirmekten daha fazlasıdır. Örneğin yarışmanın konusu “umut” ise, yalnızca güneş veya güvercin çizmek elbette mümkün. Fakat yüzlerce katılımcının da benzer sembollere yönelebileceğini düşünün. Asıl mesele, sizin “umut” kavramını nasıl gördüğünüzdür.
Belki boş bir atölyede yarım bırakılmış bir tuvaldir umut. Belki betonun arasından çıkan küçücük bir bitki. Belki de tamamen soyut renk ilişkileri… Tema aynı kalır fakat sanatçının yorumu değişir. İşte tam bu noktada eser kişiselleşmeye başlar.
Bu nedenle çalışmaya geçmeden önce yarışma konusunu tek cümleyle değil, birkaç farklı açıdan düşünmek bana göre en faydalı hazırlıklardan biridir.
Resim yarışması değerlendirme kriterleri arasında özgünlük özellikle üzerinde durulması gereken konulardan biridir. Fakat özgünlük bazen yanlış anlaşılıyor. Daha önce hiç kullanılmamış bir teknik bulmak ya da sanat tarihinde hiç görülmemiş bir konu çizmek zorunda değilsiniz.
Özgünlük çoğu zaman tanıdık bir konuyu bile kendi bakış açınızdan anlatabilmekle ilgilidir.
Bir sanat öğrencisi olarak internette referans ararken bunun ne kadar ince bir çizgi olduğunu görmek mümkün. Görsel araştırma yapmak, başka sanatçıların eserlerine bakmak ve sanat tarihinden beslenmek üretimin doğal bir parçasıdır. Sorun, bu araştırmanın bir noktadan sonra eserin yerine geçmesidir.
Örneğin Pinterest’te gördüğünüz güçlü bir kompozisyonu neredeyse aynı şekilde tekrar etmek ilk bakışta etkileyici sonuç verebilir. Fakat ortaya çıkan çalışma sizin görsel düşüncenizi ne kadar temsil eder? Jürinin karşısında esas soru biraz da budur.
Referanslar yol gösterici olabilir; final eserinin kimliği ise size ait olmalı.
Bir resme baktığınızda gözünüzün nereye gideceğini çoğu zaman farkında olmadan kompozisyon belirler. Figürlerin konumu, boşluklar, renk alanları, çizgilerin yönü ve ışık değerleri izleyiciyi resmin içinde gezdirir.
Resimde kompozisyon denildiğinde yalnızca nesnelerin “düzgün yerleştirilmesi” anlaşılmamalı. Bazen bilinçli bir dengesizlik de çok güçlü olabilir. Önemli olan yaptığınız tercihin eserin anlatımıyla ilişkili olmasıdır.
Çalışmanızı değerlendirirken birkaç adım geriye çekilip bakmayı deneyebilirsiniz. Hatta resmi bir süre görmeyip daha sonra yeniden incelemek oldukça işe yarar. Çünkü saatlerce aynı yüzeye baktığınızda bazı problemleri gözünüz artık fark etmemeye başlar.
Şunlara özellikle bakabilirsiniz:
Ritim, denge, zıtlık, perspektif, oran-orantı, renk ve doku gibi kavramlar burada devreye girer. Fakat bunların hepsini aynı resimde göstermek gibi bir zorunluluk yok. Kompozisyonun görevi teknik bilginizi sergilemek değil, eserinizi daha güçlü hâle getirmektir.
Teknik beceri elbette önemli. Fakat sadece iyi çizilmiş olması bir eseri otomatik olarak güçlü bir yarışma çalışmasına dönüştürmez.
Ben bir resme bakarken çoğu zaman önce şu soruya takılıyorum: “Burada anlatılmak istenen ne?” Çünkü fikir güçlüyse resmin içinde dolaşmaya başlıyorsunuz. Küçük ayrıntılar anlam kazanmaya, renk seçimleri başka bir şey söylemeye başlıyor.
Resimde yaratıcılık, sürekli şaşırtıcı veya sıra dışı olmaya çalışmak değildir. Bazen son derece sade bir fikir de yaratıcı olabilir. Önemli olan konuyu otomatik sembollerle anlatmak yerine biraz daha derine inmektir.
Örneğin “zaman” konulu bir resimde doğrudan saat çizmek ilk akla gelen çözümdür. Fakat eskimiş bir çocuk oyuncağı, aynı pencerenin farklı mevsimlerdeki hâlleri veya giderek silinen bir aile fotoğrafı da zamanı anlatabilir.
İşte fikir üretirken kendinize şu soruyu sormak yararlı olabilir: “İlk aklıma gelen görüntüyü kullanmasaydım bu konuyu nasıl anlatırdım?”
Yağlı boya, akrilik, suluboya, pastel, karışık teknik… Hangi malzemeyle çalışırsanız çalışın, jürinin değerlendirebileceği noktalardan biri seçtiğiniz tekniğe ne kadar hâkim olduğunuzdur.
Burada küçük ama önemli bir ayrım var: Teknik beceri, fotogerçekçi çizim yapabilmek anlamına gelmez.
Bir ekspresyonist çalışma bilinçli fırça darbeleriyle, bir soyut resim renk ve yüzey ilişkileriyle, figüratif bir eser ise desen ve form kullanımıyla teknik açıdan güçlü olabilir. Yani teknik yeterliliği eserin kendi dili içinde düşünmek gerekir.
Bir başka deyişle jüriye “Bakın, ne kadar zor bir şey yapabiliyorum” demek yerine, “Bu tekniği bu fikri anlatmak için seçtim” diyebilmek daha anlamlıdır.
Malzeme seçerken şu soruyu deneyebilirsiniz:
Bu çalışma suluboya yerine yağlı boya olsaydı aynı duyguyu verir miydi?
Cevabınız hayırsa, malzeme artık sadece araç olmaktan çıkmış ve eserin anlatısının parçası hâline gelmiş demektir.
Bazı eserlerin önünden hızla geçersiniz. Bazılarında ise sebebini hemen açıklayamasanız bile birkaç saniye daha kalırsınız. Sanatın en güzel taraflarından biri de biraz burada başlıyor bana kalırsa.
Jüri değerlendirmesinde eserin izleyici üzerinde bıraktığı genel etki de önem kazanabilir. Renk kullanımı, konu, figürlerin ifadesi, yüzey, boşluk hatta eserin ismi bile bu etkinin bir parçası olabilir.
Duygu aktarımı demek, resmi dramatik hâle getirmek değildir. Sessizlik de güçlü bir duygu yaratabilir. Gerilim, merak, huzur, yalnızlık, coşku veya belirsizlik… Eserinizin hangi duyguyu taşımasını istiyorsanız görsel tercihlerinizin de buna hizmet etmesi gerekir.
Bu yaklaşım, EMART Türkiye’nin çalışmalarında da önemli bir yere sahip. Genç sanatçıların ve sanat eğitimi alan öğrencilerin üretimlerini desteklemeyi amaçlayan bir sanat vakfı olan EMART Türkiye’nin Hayal Melodileri projesinde müzik ile resimsel anlatım arasında bağ kurulması, sanatçının duyduğu ve düşündüğü şeyi kendi görsel diliyle yorumlaması merkeze alınıyor.
Bu açıdan bakınca iyi bir yarışma eseri yalnızca “ne çizildiği” ile değil, neden ve nasıl anlatıldığıyla da şekilleniyor.
Sanatsal açıdan çok güçlü bir eser hazırladığınızı düşünün. Son gün fark ediyorsunuz ki belirtilen ölçünün dışında çalışmışsınız. Ya da başvuruda istenen belge eksik. Pek keyifli bir senaryo değil.
Bu yüzden resim yarışması şartları en az eserin kendisi kadar dikkatle okunmalı.
Şartnamelerde yarışmaya göre değişmekle birlikte şu konular düzenlenebilir:
Bu maddeler yarışmadan yarışmaya değişir. Dolayısıyla başvurmadan önce mutlaka katıldığınız yarışmanın güncel şartnamesini esas alın.
EMART Türkiye tarafından yürütülen resim yarışması projesini merak ediyorsanız Hayal Melodileri’nin geçmiş dönemlerini ve proje yaklaşımını da inceleyebilirsiniz. Proje, klasik müzik ve opera ile resimsel anlatımı buluşturarak sanat öğrencilerinin üretimlerini desteklemeyi amaçlıyor.
“Özgün olmalıyım” düşüncesi bazen insanı özgürleştirmek yerine daha fazla kilitleyebiliyor. Boş tuvalin karşısında oturup hiç kimsenin düşünmediği bir fikir bulmaya çalışınca işler daha da zorlaşıyor.
Bence daha uygulanabilir yöntem, özgünlüğü sonuç olarak değil süreç olarak görmek.
Bir kâğıt alın ve yarışma temasını ortasına yazın. Ardından aklınıza gelen ilk beş görüntüyü not edin. Sonra bir beş tane daha bulmaya çalışın.
İkinci grup genellikle daha ilginçtir. Çünkü zihnin otomatik çağrışımları bittikten sonra kişisel hafızanız, gözlemleriniz ve farklı bağlantılar devreye girmeye başlar.
Hatta tek bir büyük eskiz yapmak yerine küçük boyutlarda dört-beş kompozisyon denemek de iyi sonuç verir. Sanat eğitiminde bazen en basit görünen çalışma alışkanlıkları gerçekten çok işe yarıyor.
Referans kullanmak yanlış değildir. Aksine anatomiden mimariye, ışık davranışından dönem kıyafetlerine kadar pek çok konuda görsel referansa ihtiyaç duyabiliriz.
Fakat referansı “ne çizeceğinizi” belirleyen ana kaynak hâline getirmemeye dikkat edin.
Örneğin bir insan figürünün el pozisyonu için fotoğraf referansı kullanabilirsiniz. Ancak eserin kompozisyonu, renk dünyası, fikri ve anlatımı başka bir çalışmanın neredeyse kopyası hâline geliyorsa artık referansın sınırını aşmış olursunuz.
En sağlıklısı farklı kaynaklardan araştırma yapmak, ardından o görüntüleri kapatıp kendi eskizlerinizi geliştirmektir.
İki sanatçı aynı konu üzerinde çalışabilir ama aynı hayatı yaşamamıştır. Özgünlüğün en güçlü kaynaklarından biri tam olarak bu farktır.
Çocukken gördüğünüz bir ev, yaşadığınız şehir, sürekli geçtiğiniz bir sokak, aileden kalan bir eşya veya zihninizde yer etmiş küçücük bir an… Bunların hepsi görsel üretimin malzemesi olabilir.
Her şeyin çok kişisel veya otobiyografik olması gerekmiyor elbette. Fakat eserin içinde size ait küçük bir gözlem bile bulunduğunda çalışma başka bir karakter kazanmaya başlar.
Resim yarışmasına nasıl hazırlanılır? sorusunun cevabını bazen yapılması gerekenlerden çok, kaçınılması gerekenlerde buluyoruz. Özellikle teslim tarihi yaklaştıkça aceleyle verilen bazı kararlar güçlü bir fikri zayıflatabiliyor.
Kısa cevap: Bence hayır.
Tabii ki bir yarışmaya katılıyorsanız değerlendirme kriterlerini bilmek ve jürinin nelere bakabileceğini anlamak istersiniz. Bunun hiçbir sakıncası yok. Fakat bu bilgi, sanatsal kararlarınızın tamamını belirlemeye başladığında ortaya başka bir problem çıkar.
Sanat değerlendirmesinin tamamen matematiksel olmadığını unutmamak gerekir. Aynı eser farklı seçici kurullarda farklı tepkiler alabilir. Bir jüri üyesinin çok etkileyici bulduğu bir yaklaşımı başka biri daha mesafeli değerlendirebilir. Bu, yarışmanın doğasında var.
Dolayısıyla “resim yarışması nasıl kazanılır?” sorusuna değişmez bir reçete vermek mümkün değil.
Daha sağlam bir hedef şu olabilir:
Şartnameyi anlayan, tema ile gerçek bir bağ kuran, teknik tercihleri bilinçli, kompozisyonu düşünülmüş ve en önemlisi kendine ait bir bakış açısı taşıyan eser üretmek.
Ödül gelip gelmeyeceğini kontrol edemezsiniz. Ama ortaya koyduğunuz çalışmanın ne kadar size ait olduğunu kontrol edebilirsiniz.
Eser bittiğinde hemen başvuru formunu açmak yerine ona son kez biraz daha mesafeli bakmak iyi olabilir. Hatta mümkünse birkaç saat veya bir gün hiç bakmayın. Sonra aşağıdaki sorular üzerinden tekrar değerlendirin.
Bu liste size ödül garantisi vermez; zaten sanat yarışmalarında böyle bir garanti olamaz. Ama çalışmanızı daha bilinçli gözlerle son kez değerlendirmenize yardımcı olur.
Tek bir kriteri bütün yarışmalar için “en önemli” olarak göstermek doğru olmaz. Yarışmanın şartnamesi belirleyicidir. Bununla birlikte tema uygunluğu, özgünlük, yaratıcılık, kompozisyon ve teknik uygulama farklı yarışmalarda sık karşılaşılan değerlendirme alanlarıdır.
Bu tamamen yarışmanın değerlendirme sistemine bağlıdır. Teknik becerisi yüksek fakat fikri zayıf bir eser ile yaratıcı ancak teknik olarak sorunlu bir eser farklı açılardan değerlendirilebilir. En güçlü sonuç genellikle fikir ile uygulamanın birbirini desteklediği noktada ortaya çıkar.
Özgünlük, başka hiçbir sanatçının daha önce ele almadığı bir konu bulmak anlamına gelmez. Temayı kişisel bir bakış açısıyla yorumlamak, hazır görsel kalıpları tekrar etmemek ve eserin görsel kararlarını bilinçli biçimde geliştirmek özgünlüğün önemli parçalarıdır.
Yarışmanın başvuru koşullarına bağlı olarak eser açıklaması istenebilir veya istenmeyebilir. Açıklama istenmiyorsa görsel anlatımın kendi başına çalışabilmesi daha da önem kazanır. Metin talep edilen yarışmalarda ise açıklamanın resmi tarif etmek yerine sanatçının düşünsel sürecini desteklemesi daha anlamlıdır.
Hayır. Önemli olan yarışmanın izin verdiği teknikler içinde bilinçli bir tercih yapmaktır. Basit görünen bir teknik son derece güçlü bir sanat eserine dönüşebilir; karmaşık bir teknik ise fikirle bağ kurmuyorsa beklenen etkiyi yaratmayabilir.
Evet, güvendiğiniz bir eğitmen veya sanatçı arkadaşınızdan görüş almak faydalı olabilir. Fakat alınan her öneriyi uygulamak zorunda değilsiniz. Son kararın size ait olması, eserin kendi dilini koruması açısından önemli.
Resim yarışmasına hazırlanırken ister istemez jürinin ne düşüneceğini merak ediyoruz. Çok doğal. Fakat sanırım bir noktada bu soruyu biraz kenara bırakmak gerekiyor.
Tuvalin karşısına geçip şunu sorun: “Bu eser gerçekten söylemek istediğim şeyi söylüyor mu?”
Tema ile bağınız güçlü, fikriniz size ait, kompozisyonunuz bilinçli ve teknik tercihleriniz anlatımınızı destekliyorsa doğru bir yerdesiniz. Bundan sonrası sanatın biraz belirsiz, biraz heyecanlı tarafı.
Genç sanatçıların üretimlerini destekleyen EMART Türkiye’nin çalışmalarını ve Hayal Melodileri Resim Yarışması’nı inceleyerek yeni sanat projelerinden haberdar olabilir; bu yazıyı yarışmaya hazırlanan bir arkadaşınızla paylaşarak onun da kendi kontrol listesini oluşturmasına yardımcı olabilirsiniz.
Bir yanıt yazın